Cress Eksik Parça Göbekli Tepe Muhafızı Cinder Beni Bırakma

İçinde Aşk Saklı - Judith McNaught | Yorum & Alıntılar



Dirseğini çimenlere yaslayarak Whitney'in yanına uzandı Clayton. Başparmağıyla Whitney'in yanağına dokundu ve genç kadının elmacık kemiğinin nazik kıvrımını parmak ucunda hissetti. Clayton bu kadının ruhuna, tazeliğine tapıyordu adeta; Whitney'in tutkusu iç yakıcı ve tahrik ediciydi. Bunu düşündüğünde bile Clayton iliklerine yayılan keskin bir acı hissediyordu. Bu kadın tıpkı onun umduğu gibi, hatta umduğundan da öte bir yaratıktı; inatçıydı, tatlıydı, şehvetliydi, küstahtı ve zekiydi. Heyecan verici bütün zıtlıkları içinde barındıran bir hazineydi. Clayton'ın hazinesiydi! 



Bu kitap benim için birbiriyle çelişen duygularımı yansıtan ilginç bir serüven oldu.

Karakterleri hem sevdim, hem de nefret ettim. Bu iki duygu da birbirine o kadar yakın ki hangisi ağır basıyor emin değilim.

Whitney Stone.. Küçük yaşta annesini kaybetmiş. O andan itibaren çevresine, özellikle de babasına kendisini kabul ettirmeye çalışan, onu sevmesi için her şeyi yapan ancak böyle olmadığında da inatlaşıp, onun dikkatini çekme pahasına çocuklukların içine düşen bir karakter.

Clayton Westmoreland... İlginçtir bu karakterin geçmişinde yaşadığı bir sorunu yok. Gayet güzel bir aile ortamında, sorumluluklarının bilinci ile yetişmiş biri. Alışılagelen durumun biraz dışında yani. Tabi zamparalığını saymazsanız.. 

Whitney, babası tarafından 16 yaşında Paris'e teyzesinin yanına gönderilir. Orada nasıl 'hanımefendi' olacağının öğretilmesini ister. İşte karakterlerin ilk karşılaştıkları mekan da burasıdır.

Öncelikle kızın bir Paul takıntısı var ki sormayın... Yani 14 yaşından itibaren onu takıntı haline getirmiş, deli gibi aşık olduğunu sanıyor. Paris'e gitmeden önce de adama beni bekler misin bile diyor. Herif bildiğiniz berbat bir karakter ve kızın onun nasıl bir karaktere sahip olduğunu anlaması için taaa kitabın ortasına gelene kadar beklemek zorundasınız. O sayfalara gelene kadar ne kadar deli olduğumu sanırım tarif edemem. Kızı tutup, kafası yerine kadar omuzlarından deli gibi sarsmak istedim. 

Babasının işleri bozulduğundan Clayton, bunu Paris'te kendisine diş geçiren kadını karısı yapmak için kullanır ve 100.000 sterline kızı 'satın' alır. 

Her neyse.. Kitabın ilk yarısında Whitney'e sinir oldum. İkinci yarısında ise Clayton'a.
Neden derseniz.. 34 yaşına gelmiş bir herifin azıcık oturup mantıklı düşünmesini ve buna göre davranmasını beklersini değil mi... Ama nerdeeeeee! Whitney'e iki defa çok ciddi ithamlarla karşı karşıya bıraktı. Kızı dinleme zahmetinde bile bulunmadan esti gürledi. İlkinde berbat bir şey yaptı - ki Kimliksiz kitabını okuyanlar neyden bahsettiğimi eminim farkederler - sonra kız bunu affetti. Neyse tamam dedim. Sevdi, affetti. Ama ikinci olay yenilir yutulur cinsten değildi doğrusu. Ben şahsen o durumda Whitney'e bu kadar yelkenleri suya indirdiği için acayip kızdım. 

Okuduklarım içinde yazarın bundan çok çok daha iyi kitapları vardı. Ki bu kitap zaten yazarın ilk kitabı olduğundan pek beğenmemiş olmam çok normal. 

Hep Türk yazarları yorumlarken mi bunu diyeceğim :D Bir Judith kitabı içinde gönül rahatlığı ile gereksiz bir şekilde uzatıldığını söyleyebilirim. Bu kadar yanlış anlamalarla dolu bir kitabı yakıştıramadım Judith'e. Yani koca koca insanlarsınız karşılıklı oturup, sorun neyse ortaya dökmek bu kadar mı zor arkadaşım!

Judith hayranları eminim bu kitabı da çok seveceklerdir. Ancak... Eğer çok fazla historical okumadıysanız, bu kitabı şimdilik elinizden bırakın. Yoksa güzel historical türünden soğuyabilirsiniz benden söylemesi :D

Puanım da 5 üzerinden 3,5. 





Alay eder gibi gülerek, "Sevgi!" diye acı acı haykırdı Whitney. "Bu kelimenin anlamını bilen kimse yok! Babam beni 'seviyor' ve kendini kurtarmak için beni sattı. Senin önemsediğin tek şey ise kaç para ettiğim. Clayton en azından sevdiğini söyleyerek beni aptal yerine koymuyor. Beni bir cariye gibi satın aldı ve şimdi sadece anlaşmaya uymamı istiyor. Beni 'seviyormuş' gibi yapmıyor hiç olmazsa."



***


Whitney'e yazmak istediği asıl sözler geldi sonra aklına: "Lütfen geri dön. Yalnızca sana sarılmama izin ver. Sana olup biten her şeyi unutturacağıma söz veriyorum. Günlerini neşeyle, gecelerini aşkla dolduracağım. Bir oğlumuz, bir de kızımız olacak. Gözleri senin gözlerini, gülüşü senin gülüşünü ve..."



***


"Neden?" diye sordu Clayton aniden. "Neden benimle evlenmek istiyorsun?"
Whitney Clayton'ın odada ona doğru yaklaşmak yerine Whitney'in yanına gelmesini beklediği andan bu yana kendisinden kayıtsız şartsız bir teslimiyet beklediğini biliyordu; genç kadın şimdi Clayton'ın kendisinden duymak istediği şeyin ne olduğunun da farkındaydı. Whitney mutluluk ve huzur gözyaşları arasında bir soluk aldı ve, "Çünkü seni seviyorum," dedi usulca.
Clayton ona sımsıkı sarıldı. "Eğer doğru söylemiyorsan Tanrı yardımcın olsun!" dedi sert bir sesle, "Çünkü seni bir daha asla bırakmayacağım."



***


Parmağını Whitney'in güzel yanağında dolaştırdı. "Aramızda yaşanacak olan bir paylaşımdır; sana olabildiğince yakın olup senin bir parçan olabilmek için arzularımın dışa vurumudur. Küçüğüm, senin içindeyken senden bir şey almıyorum, veriyorum. Sana daha önce aşkımı, bugün yüzüğümü verdiğim gibi şimdi de bedenimi vermiş oluyorum. İçindeyken tohumlarımı içine boşaltıp... Saklaman ve koruman için orada bırakacağım; o da alyansın gibi sana olan aşkımın ve özlemimin bir sembolü olacak."






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY Bir Otakunun Dünyası